AO Travma, İstanbul / Türkiye info@aotraumaturkiye.com
AO Nedir ?

AO'nun Kısa Tarihçesi

1940'ların sonunda Avrupa'da kırık tespiti için o dönemin cerrahi otoriteleri kabul edilen kişiler tarafından geliştirilen enstrüman ve implantlar kullanılmaktaydı. Ancak bireysel ve dağınık olan bu üretim şekli beraberinde bu malzemelerin birbirleriyle uyumsuzluğu gibi sorunları da getirmekteydi. Ayrıca o dönemde kemik iyileşmesinin biyolojisi henüz bilimsel olarak incelenmemiş ve kişilerin kendi deneyimleri ile kazandıkları bilgiler ve geliştirdikleri teoriler ise belli bir sistematik oluşturamadan kaybolmaktaydı.

1949'da Belçikalı bir cerrah olan Robert Danis, "Theorie et Pratique de l'osteosynthese" isimli kitabını yayınladı. Bu, kırık tespiti ile ilgili ikinci kitabında Danis kendi konsepti olan katı kırık tespiti sonrası erken fonksiyonel rehabilitasyonun sonuçlarını dökümante etmişti. Danis'in gözlemi olan, anatomik yerleştirme ve katı tespit sonrası, diyafizyel kemiklerin eksternal kallus olmadan iyileşmesi 1950 yılının Mart ayında Danis'i ziyaret eden İsviçreli cerrah Maurice E. Müller'in dikkatini çekti. Daha sonra Robert Schneider, Hans Willenegger, ve Martin Allgöwer isimli İsveçli cerrahlar ile bu yeni bilgileri paylaşan Dr. Müller etrafında küçük bir grup oluşturdu. Verdikleri karar, kemik iyileşmesi konusunda araştırma yapan bir çalışma grubu oluşturmaktı. Bu gruba Arbeitsgemeinschaft für Osteosynthesefragen kelimelerinin baş harfleri olan AO adını koydular. 1958 yılının Mart ayında Chur'da daha embriyo dönemindeki AO, ilk resmi toplantısını bir grup cerrahın da katılımıyla gerçekleştirdi.

Öncelikli olarak Davos'da Martin Allgöver tarafından deneysel cerrahi için bir laboratuvar kuruldu. Yöneticiliğine 1963 yılında Herbert Fleisch, 1967 yılında Stephan Perren atandı. Dr Schenk ve Willenegger tarafından yapılan erken dönemdeki çalışmalar, direkt ve indirekt kırık iyileşmesi ve katı tespitin kaynamamalar üzerine olan etkisi hakkında ki halen kullandığımız bilgilerin ortaya çıkmasını sağladı. Yaptıkları klasikleşmiş deneyler, bugün tüm dünyada kırık tedavisi ile uğraşan bizler için yol gösterici olmaya devam etmektedir.

İkinci olarak, AO'nun öncüleri kendilerine stratejik ortak olarak, İsviçre mühendislik disiplininden gelen Robert Mathys'i seçerek, birbiriyle uyumlu implant ve enstrümanlar geliştirme konusunda çalışmalara başladılar. Bir süre sonra metalurji uzmanı olan Fritz Straumann da aralarına katıldı. Bu enstrümanlar ve implantlar, deneysel çalışmalardan gelen sonuçlarla oluşturulan biyomekanik prensiplere göre kırık tespitinde kullanılabilecek şekilde yapılmaya çalışılıyordu. Araştırma ve üretimin bu verimli birlikteliğinden AO enstrümanları ve cerrahi teknikleri doğdu.

Bu çabaların üçüncü ayağı, yaptıkları vakaların dikkatlice dökümante edilmesiydi. Bu amaçla AO dökümantasyon merkezi kuruldu. Böylece gelişmekte olan yeni teknolojilerin klinik uygulamalarından ortaya çıkan iyi ve kötü sonuçların ortaya konması hedeflendi. Devamında ise bu sonuçların incelenmesi ve hatalardan dersler çıkarılması ile AO sürekli kendini yenileyen sağlam ve bilimsel bir alt yapı oluşturdu.

Orijinal AO'nun oluşumunda çok etkili olan bu üç unsur araştırma, üretim ve dokümantasyon yıllar içinde birbirine paralel olarak gelişmeye ve büyümeye devam etti. Bir noktada ise bu devasa büyüme tüm organizasyonun yeniden yapılandırılması ihtiyacını doğurdu. Aralık 1984'de AO vakfı kuruldu ve araştırma, eğitim, dokümantasyon, gelişim ve uluslararası ilişkiler şeklinde oluşturulan alt komisyonların sorumluluğu AO vakfı tarafından üstlenildi.

AO'nun öncülerinin amacı cerrahi tespiti kontrolsüzce popülarize etmek değildi. AO vakfı da kurucularının izinden giderek araştırmalarını cerrahi tedavinin travma hastasının tedavisindeki yerini ve hatta zamanlamasını bilimsel olarak değerlendirmek konusunda yoğunlaştırdı. Gerekli olduğunda ise cerrahi tedavinin en mükemmel şekilde uygulanabilmesi için çalışmalarına devam etti.

Tüm laboratuar ve vakıf, 1992 yılında Davos'un eteklerindeki özel olarak yapılmış AO merkezine taşındı. O tarihten beri de AO temel kuruluş ilkelerini kaybetmeden, dünya çapında yüzlerce üyesi ile büyümeye, araştırmaya ve eğitime devam eden bir vakıf olarak varlığını sürdürmektedir.